Afyonkarahisar Şehri’nin ve Kalesi’nin Tarihi

Buradasınız:
Tahmini okuma süresi: 11 dakika

AFYONKARAHİSAR

Üst
(Sevcan KARABIÇAK)

 

Ege bölgesinin doğusunda yer alan Afyonkarahisar, tarihi açıdan bakıldığın da büyük bir öneme sahiptir. Gerek anlatılan efsaneler ile gerekte araştırma esnasında karşımıza çıkan kaynaklarla bu tarihi geçmişi yoğun bir şekilde görebilmekteyiz. Yüzyıllar boyunca birçok uygarlığa ve imparatorluğa ev sahipliği yapmış olan şehrin geçmişe yönelik izlerinin bulunduğunu söylemek mümkün.

Bazaltik kayaların oluşturduğu Karahisar şehri, bu kayaların arasında oluşmuş şehir yerleşimiyle karşımıza çıkıyor. Özellikle Karahisar Kalesi’nin güneyinde yer alan şehir yerleşiminde bulunan tarihi konaklar dikkatimizi çekti. Yerel halk ile olan diyaloglarımız neticesinde şehir içinde 800’den fazla tarihi konağın bulunduğunu öğrendik. Saha gezimizde yapmış olduğumuz gözlemlere göre Afyon Belediyesi’nin titizlikle çalıştığını gördük. Neredeyse tüm konaklar restore edilmiş ve halk bu konaklarda yaşamına devam etmektedir. Fakat bu konakların bulunduğu tarihi sokaklar, Eskişehir de bulunan Odunpazarı Evleri gibi bir açık hava müzesi değil. Aksine sade bir mahalle havasındaydı.

Tarih boyunca önemli bir noktada bulunan Afyonkarahisar şehri, anadoluyu gezen seyyahların da dikkatini çekmiştir. Evliya Çelebi gibi eski dönem seyyahların ziyareti olduğu kadar, Charles Texier, Lucas ve De la Broquire gibi daha yakın dönem seyyahlarda Afyonkarahisar şehrini ziyaret etmiş ve şehir hakkında bize bilgi vermiştir. Seyyah Lucas’ın şehir hakkında verdiği bilgilere Charles Texier’in Küçük Asya adlı kitabından ulaştık.

Charles Texier’in belirttiğine göre Frigya’nın güney kesiminde Afyon haşhaşı tarımı yapılmaktaydı ve bu nedenden dolayı ‘Afyonkarahisar’ adını almıştır. Şehir kayalık bir vadinin üzerine kurulmuş ve yerden 400 metre yüksekliğe kurulmuş bir kaleye sahiptir. Yeteri miktarda bulunan eserler veya bunların parçaları, ören yerlerinden mütevellit şehrin çok eski bir ‘yerleşim yerini işgal ettiğini’ anlarız. Fakat kendisinden önce seyahat etmiş Paul Lucas’ın sözlerine göre: “Karahisar’da birçok tapınak harabesi ve çok sütunlu saraylar enkazı bulunacaktı.” Texier bu seyahati ve ondan birkaç yıl sonra seyahat eden Pocockei’nin seyahatini karşılaştırarak Lucas’ın sözünü ettiği eserler hakkında şüpheyle yaklaşmıştır. Pocockei sadece Prymnesia adında bir kitabeden söz etmektedir.

Charles Texier’in belirttiğine göre kaleye giden yolun üzerinde başı olmayan elbisesiz bir kadın heykeli ile beyaz bir mermerden yapılan aslan resmi bulunmaktadır. Fakat yaptığımız saha gezisi sırasında kaleye giden yol üzerinde belirtilen eserleri tespit edemedik. Bu eserler yok olmuş yahut başka bir yere taşınmış olabilir.

De la Broquıére ise şehrin coğrafi tanımını yapmakla beraber şehri üç bölüme ayırmıştır; “Bir yanda kale ve bunu hilal gibi çevreleyen dağ, diğer yanda upuzun uzanan bir ova ve içinden geçen bir ırmak”

Evliya Çelebi ise bölgenin coğrafi ve topografik özelliklerinden bahsederek, hane sayısı hakkında bilgi vermektedir. “Cümle 4.600 toprak ve kireç ile örtülü kargir yapı saraylar ve başka evlerdir. Ama bu şehri gören “40-50 bin hane vardır” diye tahmin eder”

Besim Darkot’tan edindiğimiz bilgiler ışığında, Tavernier isimli seyyah Karahisar şehrini ‘kötü bir şekilde inşa edilmiş köy’ olarak tarif eder. Bütün kervansarayları harap olduğu için buraya gelen kervanlar şehirde kalmayarak daha uzak mesafelerde konaklamayı tercih etmektedirler. Ayrıca Tavernier şehrin adını Aphiom Crassar olarak yazar ve Avrupalı eserlerde de Afiun olarak geçtiğini belirtir. Şehirdeki abideler hakkında ilkçağa ait bir eserin bulunmadığını, civardaki şehirlerden getirilmiş olduğunu yazar.

Afyonkarahisar şehrinin tarih öncesi dönemleri tam olarak bilinmemektedir. Hitit Devleti’nin Arzava Prensliği tarafından kurulduğu sanılmaktadır. Şehrin ulaşabildiğimiz en eski adı ‘Akroenos’ dur. Banaz-Ahlat kazıları ve Konya -Çatalhöyük kazıları göz önüne alınırsa ilk yerleşimlerin M.Ö 3 binli yıllarda yapıldığı söylenebilir.

Kahraman, Seyit Ali. Günümüz Türkçesiyle Evliya Çelebi Seyahatnamesi, 2.Cilt, 9. Kitap, İstanbul: YKY Kitap, 2013.

Kusura köyünde ki kazılarda 3. yerleşim tabakasına ait duvar yazılarında, Hitit kültürüne ait önemli bir bölge olduğu ortaya çıkmıştır. Arkeolojik veriler kaynaklarımızı desteklemektedir. Nitekim bu doğrultuda M.Ö 1340’lı yıllarda Arzava ülkesine sefer düzenleyen Hitit Kralı II.Murşil’in bu topraklara geldiği ve askerlerinin kışı geçirmeleri için burada konakladığı bilinmektedir. Hatta bugün ki adıyla Karahisar Kalesini bunun için yaptırdığı sanılmaktadır. O dönemki adı Hapanuva’dır. Yani Yüksek Tepe Şehri anlamına gelmektedir.

Bu tepe daha sonraları Mira Kuvalya Krallığı’nın egemenliğine bırakılır ve eteklerine de Frigler döneminde bir yerleşim kurulur. ‘Akronio’ , ‘Akroniom’ adını alır. Bu dönemde şehrin etrafında kurulan kalenin bir tapınak şeklinde kullanıldığı ortaya çıkmaktadır.

Afyonkarahisar Frigya satraplığına bağlıdır. Ege bölgesine doğru uzanan iki kral yolu da bu topraklardan geçmektedir. Geçtiği güzergahlardan biri Dinar diğeri de Çay ilçesidir. Boğazköy’den Ege’ye kadar uzanan kral yolu Friglerin döneminde canlandırılmış, ticari anlamda önemini Roma dönemine kadar korumuştur.

Kimmerler Kafkaslardan büyük bir güç halinde gelip Anadolu’yu yakıp yıkmıştır. Bu doğrultuda Frigler zayıflayarak, Lidyalıların egemenliğini tanımak zorunda kalmıştır. İlerleyen dönemlerde bölgenin en önemli gücü haline gelen Persler tarafından ele geçirilmiş ve 200 yıl süren egemenlikleri boyunca Pers satrapları tarafından çeşitli kez el değiştirmiştir.

M.Ö 333-281 yılları arasında Makedonyalı İskender’in doğu seferi sırasında şehir bütün Anadolu ile birlikte Helenistik döneme girdi.

Roma İmparatorluğu’nun 395’te ikiye bölünmesinden sonra kent Doğu Roma İmparatorluğu hakimiyetine geçmiştir. Doğu Roma döneminde adı sıkça geçen Akroinos kalesinin, Afyonkarahisar kalesi olduğu tahmin edilmektedir. Ayrıca Doğu Roma İmparatoru Alexios I. Komnenos 796’da Selçuklu hükümdarı ile burada müzakerede bulundu. Bizans döneminden sonra şehir Arap ve Türk akınlarına uğradı.

Suriye valisi Muaviye 637’de burayı kuşattı. Halife Mesleme 717’de İstanbul’dan dönerken Karahisar kalesini yaktı. 739 yılında Emevilerin eline geçen kalenin savunmasını Battal Gazi yaptı. İmparator III. Leo’nun kaleyi kuşatmasını engellemeye çabasına rağmen yaralanıp esir düşmüştür. Ramsay, Battal Gazi’ye karşı alınan zaferden sonra şehre Nikopolis denilmiş olduğunu kaydeder.

Halife Mutasım tarafından gönderilen Emir Afşin İmparator Teofilos’u geri çekilmeye zorlamış, Teofilos’ta Karahisar kalesine sığınmıştır. Fakat kuşatmaya dayanamayıp 839 yılında kale Emir Afşin’e teslim edilmiştir. Bu olay Bizans tarihi açısından büyük bir yıkım olarak değerlendirilmektedir. Çünkü bu kale Bizans’ın doğu sınırında ki en önemli kalesi ve Bizans hanedanının yurt şehriydi.

 Moğol akınlarının Anadolu’yu yakıp yıktığı dönemde Karahisar vilayetinin başında Sahib Atayı görmekteyiz. Karaman ve Moğol tecavüzüne karşı hazinesi ile birlikte Karahisar Kalesine sığınmıştır. Sahib Ata’nın şehre birçok katkısı olduğu düşünüldüğü için, şehir Karahisar-ı Sahib ismiyle de anılmıştır. Bu isim Osmanlı’nın son dönemine kadar da kullanılmıştır.

Germiyanoğullarından II. Yakub Bey zamanında, 1390 yılları dolaylarında bütün Germiyan ülkesi Yıldırım Bayezid tarafından istila edildi. Fakat II. Yakub Bey kaybettiği toprakları tekrar geri almışsa da 1401 yılında Timur’un kuvvetleri Karahisar’a zarar verdi. Çok geçmeden 1428 yılında tüm Germiyan toprakları Osmanlı’ya ilhak edildi. Fakat Karamanoğulu sınırına yakın bir konumda olduğundan, şehrin askeri önemi Karamanoğlu Devleti yıkılana kadar devam etti.

Fatih Sultan Mehmed’in düzenlediği Karaman seferi sırasında, Afyonkarahisar şehri askeri hareketin başlıca merkezlerinden biri oldu. Yürütülen mücadeleler esnasında Şehzade Mustafa bir müddet Karahisar şehrinde kaldı.

  1. yüzyıla gelindiğinde şehrin adı çeşitli isyanlarla anılır. 1602’de ki Deli Hasan İsyanında Kütahya’yı alamayan Deli Hasan, Karahisar’a çekildi ve kışlamak üzere burada kaldı. 1631 yılında Baba Ömer adlı eşkıya tarafından Afyonkarahisar yağmalandı. Hemen ardından 1648’de Haydaroğlu Mehmed’in baskınına uğradı. Bu baskın halk üzerinde büyük bir korku yarattı.

Anadolu’nun kilit noktasında bulunan Afyonkarahisar iki kez Yunan işgaline uğradı. Şehir 27 Ağustos 1922’de kurtarıldı. Yunan kuvvetleri geri çekilirken şehri yakıp yağmaladı. Şehrin düşman elinden kurtulması nedeniyle 26-30 Ağustos tarihleri Zafer Haftası olarak kutlanır. 

Millî mücadele yıllarından sonra Karahisar şehri harap hale gelmişti. Bu nedenle Cumhuriyet devrinde büyük imar faaliyetleri başladı, dar sokaklar yerine geniş caddelere yer verildi.

 

AFYONKARAHİSAR KALESİ 

Üst

Karahisar kalesi yerden 226 metre yüksekliğe inşa edilmiştir. Şehir Karahisar kalesinin etrafına kurulmuş olup, etrafı birçok irili ufaklı volkanik kayalarla çevrilidir. Evliya Çelebi’nin tasvirine göre ‘Demavend dağı gibi kudret eliyle yapılmıştır’  Ayrıca Ulu camii önünde kale kapısından girerek kalenin zirvesine iki saatte çıktığını mecalsiz kaldığını söyler. Yaptığımız saha gezisi sırasında kaleye çıkan bir çok insanın mecalsiz kalıp dinlendiğine şahit olduk. Yukarıda da belirttiğimiz gibi kalenin Hitit kralı II. Murşil döneminde yapıldığı düşünülmektedir. Kalenin ilk adı ‘Hapanuva’, Bizans ve Roma döneminde ise Akroenos’tur.Kale ‘Kadim Akreonus, Karahisar- ı devle ve Karahisar-ı sahib’ adlarıyla da anılmıştır. 

Evliya Çelebi kaleyi Rum Kayseri’nin yaptırdığından bahseder ve “tamamı altı kat şeddadi eski yapı, büyük kaledir.” demektedir. Niebuhr ise bu kalenin ‘Bek Baran’ adıyla anıldığını yazar.

Kalenin Hititler ve Frigler döneminde de kullanıldığı bilinmekte fakat mevcut kalıntılar daha çok Türk dönemine aittir. Friglere ait kültür kalıntıları neticesinde Ana Tanrıça Kübele’ye adanmış bir çok tapınma yerleri 4 adet su sarnıcı ve su çukurları bulunmaktadır. Afyonkarahisar Kalesine yaptığımız saha gezileri neticesinde 2 adet tapınma yeri olarak düşündüğümüz dört duvarı kapalı fakat tavan kısımları açık yapıdan başka bir yapıya rastlayamadık. Bu iki odalı yere bir kapıdan girilmekte ve taş kapının sağ tarafında haç simgesine benzer kabartma bulunmaktadır.

Kale Frig, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı döneminde birçok kez onarımdan geçmiştir. Birçok onarım geçirdiğinden dolayı eski kültür izlerine rastlanmamaktadır. Fakat Selçuklu döneminde yapılmış olan tadilatın kitabesi batı kapısı üzerinde bulunmaktadır.

Bu sebeple  Charles Texier “Kalenin içi, bir enkazdan başka bir şey değildir. Kalenin Bizans döneminden daha önceye ait olduğuna ilişkin ize rastlanmaz.” tespitinde bulunmuştur. Fakat Ayrıca Selçuklu devrine ait onarımın kitabesi batı kapısı üzerindedir.

Saha gezilerimiz neticesinde kalenin birçok kez onarılmış olduğunu fark ettik. Farklı mimari onarım tarzları olduğunu gözlemledik. Surların bazı noktalarında ahşap desteklerin kullanıldığı (tahmini olarak 2-2,30 metre) bazı bölümlerinde kiremit sıralı örgülerin olduğu, kalenin büyük bir bölümünün ise kesme taş ile onarıldığını gördük. Bunları kaleye çıkış sırasında tespit ettik. Burası kalenin güney tarafı olup, kaleye tek çıkış noktasıdır.

Ayrıca kitabenin bulunduğu kapının batı yönüne baktığını teyid etmekle beraber günümüzde kaleye ait tek kapı kalenin güneyindedir. Lakin çektiğimiz fotoğrafları incelerken surların batı bölgesine kalan tarafta sonradan doldurulduğunu düşündüğümüz yerler vardır. Bahsettiğimiz doldurulmalar kale kapısına benzemektedir. Seyyahların batı kapısı diye yaptığı ayrım başka bir kapının olabileceği şüphesini doğurmuştur. Bu sebeple kale girişi ve kale kapıları hakkında verilen bilgilerin doğruluğundan şüphe etmekle beraber, bu tarz bölümlerin son onarımda tehlikeli olduğu için kapatıldığını düşünüyoruz. Zira güney merdivenlerinden çıkarken birçok sur kalıntısı görmekle beraber, şu an ki yola paralel farklı merdivenlerde olduğunu tespit ettik. Tarihi dokuya zarar vermemek adına merdivenlerin o şekilde bırakıldığı sonucuna vardık.

Uzun yıllar boyunca Bizans’ın elinde bulunan kale 13.yüzyılda Selçukluların eline geçmiştir. Selçuklular devrinde zaman zaman hapishane olarak kullanılmakla beraber Sahib Ata Fahreddin Ali’nin hazinesi de belirli bir dönem burada saklanmıştır. Bu sebeple Afyonkarahisar’a belirli bir dönem ‘Hisar-ı Devle’ adı da verilmiştir.

Alaeddin Keykubat, Moğol tehlikesine karşı Anadolu da ki pek çok kaleyi tamir ettirmiştir. 1231 yılında Karahisar Kalesi de Bedreddin Gevhertaş tarafından tamir olunmuş içerisine bir mescit ve saray da yaptırmıştır. Buna ait kitabe de Kal’a kapısı üzerine konmuştur. Fakat işgal zamanı İngilizler bu kitabeyi götürmüşlerdir. Bugün kale kapısı üzerinde iki adet kitabe yeri olup birisinde kitabe olmadığını görmek mümkün. Fakat kalenin sağ tarafına kalan bölümde bir kitabe mevcuttur.

Bu onarım sırasında yapılan camii günümüze ulaşmamıştır. Fakat Evliya Çelebi ise bu camiyi görmüş ve burası hakkında bilgi vermiştir. Fakat kale mescidi sonraki yıllarda yıkılmıştır. Caminin mihrabında kullanılmış olan lacivert çiniler 17. Yüzyıldan sonra Mısri Camii’sine götürüldüğü iddia edilmektedir.

Karahisar kalesi Sultan II. Selim devrinde de onarılmıştır. Miladi 1573 tarihli bu onarımın yazıtı batı kapısı üzerinde bulunmaktadır. Kale kapısı üzerinde ki yazıt hakkındaki bilgileri yinelemek ile beraber kale kapısının sağ tarafında bulunan kitabenin bu devire ait olduğunu, götürülen kitabenin I. Alaeddin Keykubat döneminde yapılan onarıma ait olduğunu düşünmekteyiz.

Kale 18. Yüzyıldan itibaren hapishane olarak kullanılmakla beraber 1878’den sonra kalede ramazan ve bayram aylarında top atılmıştır.

Tarihçesi bununla ibaret olmakla beraber, araştırmalarımız neticesinde kalenin askeri teşkilatı, hangi savaşlardan geçtiği yahut bölümleri hakkında edindiğimiz bilgiler oldukça kısıtlıdır. Bunun hakkında Evliya Çelebi ayrıntılı bilgi vermekle beraber kaleyi gezen diğer seyyahlarında bilgileri mevcuttur. Lakin bu araştırmayı yaparken en çok bilgi hususunda zorluk yaşadık. İncelediğimiz kaynaklar birbirini tekrar eden bilgiler vermiştir.

Evliya Çelebi Seyahatnamesinde iç kalenin batıya baktığından bahsederek kapının üzerinde bulunan kitabeler hakkında şu bilgiyi bize vermektedir. 

“Evvela iç kaleye vardık, kapısı batıya nazırdır. Kapısı üzerinde bu gibi tarihleri var: “Emera bi-imâreti hâzihi li’d-dân’l-âliye f î devleti Sultânulmu’azzam Alâü’d-dünyâ ve’d-dîrı Sultan Keykubâd bin Keyhusrev ve ebbedallâhu saltanatah” yazılmıştır.”

Bu bahsettiği kitabe Alaeddin Keykubat’ın yaptırdığı tamirat kitabesidir. Bunun yanı sıra bize II. Selim döneminden kalan kitabe hakkında şu bilgiyi vermektedir.

“Bu tarihin üstünde yine bu kapının kemeri üzere bir dört köşe beyaz mermer üzerinde celi hat ile bu tarih yazılıdır:

Eyleyüp lütfü kerem devletli Şâh

Yani Sultân Seltm Şâh-ı gayûr

Emr edüp ta’mîr içün bu hısmnın

Mîr Mahmûd yine etti böyle şûr

Dedi ta’mîrine Târî târîhin,

Oldu bu sedd-i metîn ma’mûr.

Sene 981.”

Kale üç ayrı bölümden oluşmaktadır: İç Kale, Orta Hisar ve Aşağı Hisar. Aşağı hisar kayanın etrafını çevreleyen evlerden oluşmakla beraber Evliya Çelebi ziyaret ettiğinde 40-50 hane ancak sayılabileceğinden bahsetmiştir.

Orta Hisar hakkında Evliya Çelebi; Bu orta hisarın kapısı kıbleye nazır bir kapıdır. Bu kapı yanında kulenin taşları üzere beyaz mermerden kale sahipleri ve zenciler suretleri ceset olarak putlar gibi timsaller vardır. Onun için bütün tarihlerde bu kaleye Zengibar Kalesi derler. Bu kapıdan yine yokuş aşağı bir bölme hisar daha vardır, orada da 40-50 hane vardır. Bunun da kapısı batıya acıktır. Ve bu kalelerin halkı sularını aşağıdan eşekler ile taşırlar. Bu şekilde bir kaledir, vesselâm.” tanımını yapmaktadır. Lakin saha gezimizde bunun izlerine rastlamamakla beraber, İç kale ve Orta Hisar ayrımını net bir şekilde tespit edemedik. Evliya Çelebi’nin veridiği bilginin dışında orta hisar hakkında başka bir bilgiye rastlamadık.

Günümüzde İç Kale içerisinde hiçbir yapı olmamakla beraber Sultan Keykubad Camii’nin varlığından bahsedilir. Gayet sanatlı ve küçük bir camidir. Mihrabı ibretlik ve halkari lacivert çinilerle süslenmiştir. Fakat minaresi Evliya Çelebi ziyaret ettiğinde yoktur. Zelzeleden yıkılmıştır. Camiinin sağ tarafında Kırklar Makamı diye adlandırılan yer vardır bu ziyaretgahtır.

İç Kale içerisinde 3 buğday anbarı,cebehane ve hazineleri, 7-8 adet su sarnıçları vardır Kapıları daima kapalı durur ve insan cinsinden bir fert yoktur.

Çepeçevre büyüklüğü iki bin adım olup aşağı kat kalelerin kaç adım olduğu belli değildir. Evliya Çelebi dört tarafı uçurum ve tehlikeli olduğu için saymaya cüret edemediğinden bahseder.

İç Kale de hane yoktur daha çok zenginlikten veyahut miras yoluyla elde edilmiş, ayana ait mahzen ve mağaralar vardır. İçleri değerli eşyalar ile kilitli ve mühürlüdür. Gece gündüz kale neferlerinden onar kişi nöbet tutmaktadırİç kale kapısından ne katırla ne eşekle geçmek mümkün olmayıp daha çok yaya çıkmak içindir. 

  1. yüzyılda şehre gelen Charles Texier ise bu eserlerden birçoğunu görememekle beraber kalenin içinin harabe olduğundan bahseder. Dağın içine sekiz metre derinlik ve beş metre eninde üç sarnıç olduğunu söyler. Kaleye çıkan yolunda harap halde olduğunu yolun geçilmez durumda olduğundan bahseder. Ancak bir at ya da iki adam geçebilmektedir.

Saha gezimiz neticesinde kaleye çıkış yolunun tamir edildiğini ve eski yolun yanı sıra yeni merdivenlerinde yapılmış olduğunu gördük. Fakat ne Evliya Çelebi’nin bahsettiği gibi 6-7 adet su sarnıcı ne de Charles Texier’in yazdıklarını görebildik. İç kaleye çıkıldıktan sonra sağ tarafta doğal oluşumlu merdivenlerle tekrar yukarıya çıkınca iki adet tapınma yeri ile beraber Kız Kalesi denen burca ulaştık. Biraz daha ilerleyince surlar aşağıya doğru devam etmekle beraber geçiş yolu tehlikeli ve zorludur. Kalenin o tarafında ise bir adet oyulmuş bir kaya görmekteyiz biz buranın az önce bahsettiğimiz yerde bulunan tapınma yeri ile aynı nitelikte olduğu sonucuna vardık.

Ayrıca kayaların birkaç yerde yuvarlak bir şekilde oyulduğunu gözlemledik. Bu küçük su sarnıçları, içerisine yağmur ve kar sularının biriktirilerek su ihtiyacını karşılamak amaçlanmıştır.  Fakat bu durum De La Brouquiere ‘in verdiği bilgiyle tezat oluşturmaktadır. O, kalede yeraltı su sarnıcından başka bir su kaynağı olmadığından bahsetmiştir.

Kale hakkında verilen bilgiler bu olmakla beraber. Sarp bir yerde bulunduğu ve dört bir yanı uçurumla çevrili olduğu için rahat hareket edilemeyen bir kaledir. Belirli dönem tapınma yeri, belirli dönem ise hazine saklamak için kullanılmıştır. Kale teşkilatı ve Kale de bulunan askerler hakkında hiçbir bilgiye rastlayamadık.

 Bunlar haricinde Karahisar kalesi birden fazla efsaneyle de anılagelmiştir. Bazıları dilden dile söylenmiş olup halk arasında yaşamıştır. Bazıları ise kayıt altına alınarak nesilden nesile ulaşmıştır.

Bunlardan ilki Hz Ali ve Düldül efsanesidir. Buna göre Hz Ali ve Düldül dağdan dağa uçarak sefer yapmaktadır. Afyonkarahisar’a gelince Hıdırlık Dağı’nda konaklamak istemişlerdir.  At durmak için ayağını yere sertçe basınca, burada ki bir kayanın üzerinde, ayak izi kalmıştır.  Daha sonra Hıdırlık’tan kaleye atlarken burada da ön ayaklarının izi bir kayanın üzerinde kalır. Hz Ali, Düldül’e su vermek için su yalağına vardığında atı bağlayacak yer bulamaz ve bir taşa vurarak atı oraya bağlar. Bu izler Kale üzerinde varlığını hala korumaktadır.

Bir diğeri ise Battal Gazi’nin kaleyi kuşatmaya aldığında Rum Beyi’nin kızının onu taş atarak öldürdüğü efsanedir. Sonuncusu ise Kale de bulunan Kız Kalesi bölümüne evlenecek yaşı geçmiş kızı çıkartarak “ahdım ahdım; altın bahtım, evlenmek vaktim” dedirtmeleridir. İnanışa göre bunu yapan kişiler en kısa sürede evlenirlermiş. Kalede edilen duanın kabul olacağına olan inanç hala devam etmektedir. Bu inancı kale gezimiz sırasında yoğun bir şekilde hissettik. Kaleye çıkış yolunda bulunan tüm ağaçların ‘Dilek Ağacı’ haline geldiğini gördük.

Saha incelemelerimiz sırasında, Ulu Cami’nin bulunduğu cadde üzerinde yerel halk ile konuştuk ve çok ilgi çekici bir bilgi öğrendik. Ulu Cami’nin ilerisinde bulunan Yukarı Pazar Camiinin kitabesini okuduğumuz sırada eşraftan bir amca yanımıza geldi. Bize Camii’nin yan tarafında bulunan başka bir kitabeyi gösterdi. Biz, kitabenin Bizans döneminden kaldığını düşünmekle beraber, kaleye çıkış noktasında bulunan yıkık bir kiliseden getirildiğini düşündük. Fakat saha gezimizden birkaç yıl önce oraya ziyarette bulunan bir Sanat Tarihi hocasının, tahminini bize söyledi. Buna göre ‘Camii daha önce bir şapel olarak kullanılmış olabilir’. Teyide muhtaç olan bu bilgi bizim düşüncemize de şüpheyle yaklaşmamıza neden oldu. Yukarı Pazar Camii küçük olup sanki bir mescit gibidir. Kubbesi ve minaresi sonradan ekleme durmaktadır. Bu sebeple Şapel olabileceği tahminini yok sayamıyoruz. 

Fakat kaynaklardan edinemediğimiz tarihi eseri, saha gezimizle öğrendik. Kaleye çıkış noktasında bulunan kilise hakkında bir bilgiye rastlamamış olmakla beraber, kısmen ayakta kalsa dahi, farklı kültürlerin izlerini bize göstermiştir.

Bununla beraber tarihi eserlerin korunması hakkında daha fazla çalışılması gerektiğini düşünüyoruz. Kale surlarına sprey boyayla zarar vermek, İç Kalenin merdivenlerinin çıkılamaz durumda olması ve Kalenin/ Kalelerin güvenliksiz olması Tarihi dokuyu bozmaktadır. Bu sebeple kalelerinde, müzeler gibi güvenlikle korunması gerekmektedir. Böylece hem kültürümüz hem de turizm açısından iyileştirici bir yol izlenmiş olur. Yapılan zararların ise en kısa zamanda onarılması ve bir daha yapılmaması içi caydırıcı önlemler alınmalıdır. İç kalenin merdivenleri onarılmalı ve tehlikeli durumlar ortadan kaldırılmalıdır. Gezimiz sırasında birçok yerde tehlikeli durumla karşılaştık. Bunların çözülmesi Kaleler hakkında yapılan araştırmaları çoğaltacaktır.

FOTOĞRAFLAR

Üst

KAYNAKÇA 

Afyonkarahisar Belediyesi, ‘Afyonkarahisar Belediyesi’, http://www.afyon.bel.tr/  [20 Aralık 2019] 

Bayrak, M. Orhan. Türkiye Tarihi Yerler Kılavuzu, İstanbul: İnkılap, 1994.

Bulduk, Üçler. 16. Asırda Karahisar-ı Sahib Sancağı, Ankara: TTK, 2013.

Çal, Halit “Tarih İçinde Afyonkarahisar Şehrinin Fiziki Gelişimi”. III. Afyonkarahisar Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri Kitabı. 22-24 Ekim 1993. Afyonkarahisar: Kocatepe Üniversitesi, 1993, 302-341.

Darkot, Besim. “Karahisar” mad. MEB.İ.A, Cilt VI İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, 1993.

De La Broquıére, Bertron. Denizaşırı Seyahat. İstanbul : Eren, 2000

Emecen, Feridun. ‘Afyonkarahisar’ maddesi. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, I. cilt İstanbıl: 1988: 443-446.

Eyice, Semavi ‘Kale’ maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, XXIV. Cilt İstanbul: 2001.

Kahraman, Seyit Ali. Günümüz Türkçesiyle Evliya Çelebi Seyahatnamesi, 2.Cilt, 9. Kitap, İstanbul: YKY Kitap, 2013.

Sevin, Veli. Anadolu’nun Tarihi Coğrafyası I., Ankara: TTK, 2001.

Texier, Charles. Küçük Asya Coğrafyası, Tarihi ve Arkeolojisi. Çev. Ali Suat. Ankara: Enformasyon ve Dökümantasyon Hizmetleri Vakfı, 2002

Uyan Muzaffer ve İbrahim Yüksel. Anadolu’nun Kilidi Afyonkarahisar. Afyonkarahisar: Afyonkarahisar Valiliği, 2004.

Bu Yazı Yardımcı Oldu mu?
Beğenme 0
Görüntülenme: 276
TOP