Alanya Kalesi ve Limanı’nın Tarihi

Buradasınız:
Tahmini okuma süresi: 6 dakika

EDİTÖRLER

Onur AKKOÇ (Topluluk Başkanı)

Sena KILIÇKAYA (Topluluk Araştırma Kolu Başkanı)

Akdeniz Üniversitesi, Akdeniz ve Türk Uygarlıkları Topluluğu adına bu çalışmayı yapma fırsatına sağlayan Danışman Hocamız Hatice DURGUN ve A. Sefa ÖZKAYA Hocamıza teşekkür ederiz. (2019)

Alanya Şehri’nin Kuruluşu ve Alanya Kalesi

Üst
(Fatma BAŞDAŞ)

      Bir kıyı kenti olan Alanya, sarp ve dik kayaya oturtulmuş ve ulaşılması zor bir yarımada üzerine kurulmuştur. Alanya aynı zamanda bir liman kentidir. Alanya isminin menşei ise farklı kaynaklarda, Antik Çağda Pamfilya ve Klikya arasındaki bölgede yer alması nedeniyle isminin bazen Pamfilya bazen Kilikya olarak anıldığı aktarılmaktadır.  Şimdiki Alanya’nın bulunduğu yerde kurulmuş eski şehre Korakesion deniyordu.  Bu eski şehir bazen Kilikya bazen de Pamfilya bölgesine ait şehirler arasında sayılıyordu.  Mükemmel limanı burayı korsan ve asiler için ideal bir sığınak haline getirmiştir. Akdeniz gerek iklimi olsun gerek coğrafyası olsun, verimli toprakları olsun bu özelliğinden dolayı tarihin eski dönemlerinden beri ilgi odağı olmuş ve Alanya, Akdeniz de yer alan önemli ticaret merkezlerinden biri haline gelmiştir. Roma döneminde şehrin surları genişletilmiş ve yeni binalar inşa edilerek şehir büyütülmüştür. M.S.395 tarihinde Roma İmparatorluğunun ikiye ayrılması ile Doğu Roma İmparatorluğu batıdan ayrıldıktan sonra askeri faaliyetlerine daha da önem verilmiş, birçok yeni kale inşa edilmiştir. Bizans tarafından şehir Kalonoros ismi ile anılmaya başlamıştır.  Zaman içerinde şehrin ve yakınında bulunan kalelerin Bizans topraklarıyla bağlantıları kesildiği için buralar müstakil hareket eden yerler haline gelmiştir. İlkçağ döneminde Korakesion ismi ile anılan şehir, Roma egemenliği altında olduğu tarihlerde de önemini muhafaza etmiş ve deniz korsanları tarafından bir sığınak yeri olarak görülmüştür. Kıbrıs Krallığına bağlı olduğu dönemde 1221 yılında. I. Aladdin Keykubad tarafından fethedilen şehre sultanın ismine atfen Alaiye adı verilmiştir.   Selçuklu sultanlarının en büyüklerinden biri olan Aladdin Keykubad faaliyetlerinin bir bölümünü burada yürütmüştür.  Alanya kentini Moğol saldırılarından korumak için feth etmiştir. Fetihten sonra Alaiye’de hızla imar faaliyetlerine girişilmiştir. Şehrin alınmasından sonra kiliselerin yıktırılıp yerine camiler yaptırılmasını emrettiği bu iş içinde bir de vakıf tahsis ettiği söylenmektedir. Bundan sonra önemli ticaret merkezi Selçukluların eline geçmiş ve burada iskân faaliyetleri gerçekleşmiştir. Bu faaliyetlerinden sonra hükümdar surlar yaptırdı. Alanya surlarının Konya surları kadar burcu bulunmaktadır. 1226 yılında bitirilen kalenin inşasında; Yakut Karaca ve Ebu Ali el Kettani ismindeki ustalar çalışmıştır.  Ahmedek olarak isimlendirilen iç kaledeki 1227, 1228 ve 1231 tarihli burç, kapı ve sarnıç kitabeleri sultanın ismini taşımaktadır.  Alanya’da Kızıl Kule, Tersane, Akşebe Sultan Mektebi ve Türbesi, Aladdin Camii, Girene Çeşmesi gibi eserler bulunmaktadır.  Osmanlı sultanlarından Fatih Sultan Mehmet Alaiye’nin fethi için Rum Mehmet Paşa’yı görevlendirse de başarı elde edemez. Akabinde 1471 yılında görev Gedik Ahmet Paşa’ya verilir ve şehir sulh yoluyla ele geçirilir. Alanya ilk defa meşhur denizci Piri Reis’in Akdeniz Atlasında gösterilmiştir.  Bu eser Kanuni Sultan Süleyman’a ithaf edildi.

SETON, Llyod -D.STORM Rıce, Alanya ,( çev. Nermin Süleymanoğlu) ,TTK Yayınları IV.Dizi ,Ankara 1989.

ŞİMŞEK, Cansu ,’XIII. Yüzyılda Selçukluların Antalya ve Alanya Yöresindeki Siyasi ve Ticari Faaliyetleri’,(Yüksek Lisans Tezi ),Isparta: Süleyman Demirel Ü.2019.

Alanya Kalesinin Stratejik Önemi

Üst
(Merve GENÇARSLAN)

    Tarih boyunca kaleler, genellikle şehirlerin etrafı, yol kavşağı, önemli ana yollar, geçit yeri, dağlar arasındaki boğaz, denize uzanan burun, kıyıdan az uzaktaki adalar, köprübaşları, denizler boğazları stratejik yerlerde, arazinin doğal özelliklerinden de yararlanılarak inşa edilmişlerdir. Kale içine halkın ve askerin kapanıp düşmana direnmeleri için kurulan yüksek ve kalın duvarlı, kuleli, burçlu ve mazgallı geniş yapı; surların tümü olarak tanımlanabilir. Kale daha çok ortaçağ eseridir. Kaleler genellikle kalın ve yüksek bir surdan, aralıklı olarak kulelerle birleştirilmiş tahkimat yapılarıdır. Surların önünde ise genellikle bir savunma hendeği inşa edilirdi. Alanya Kalesi gibi sarp kayalıkların üzerine inşa edilen kalelerde ise bu hendeğe gerek duyulmazdı. Alanya Kalesi hem kayalıkların üzerinde hem de deniz kıyısında olması yönünden doğal bir savunma sistemine sahiptir. Alanya Kalesi 800 m2’den biraz daha büyük bir dağlık burun üzerine inşa edilmiştir. Anadolu Selçuklu Devleti zamanında Anadolu kalelerle donatılmış ve şehirler bu kalelerin içinde kurulmuştur. Anadolu’da görülen Selçuklu kalelerinin bir kısmı Helenistik devirlere dek uzana temeller üzerine yeniden inşa edilmişken bir kısmında Selçuklular bizzat kendileri inşa etmişlerdir.  Selçuklu Devleti tahtında oturan Alaeddin Keykubad, o dönemde Kalonoros adıyla anılan kalenin fethine karar verir. Alaeddin Keykubat 1221 yılında kaleyi hem karadan hem denizden kuşatır. 2 aylık kuşatma sonunda kale Selçukluların eline geçer. Kalonoros artık Alaeddin Keykubad’ın fethinden sonra fatihinin unvanına atfen Alaiye olarak anılacaktır. Anadolu Selçuklu Devleti’nin çöküşü sırasında bir süre Kıbrıs Krallığı elinde daha sonra Osmanlı fethine dek Karamanoğulları idaresinde kalmıştır.  Ünlü seyyah İbn-i Batuta 1325 yılında başladığı seyahatleri sırasında Lazkiye’den bir Ceneviz gemisine binerek Alaiye’ye ulaşır. İbn-i Batuta’nın gözlemlerine göre Anadolu’nun ilk şehri olan Alaiye temiz yüzlü ve iyi giyinişli insanları olan, konumu nedeniyle Suriye ve Mısır’dan tüccarların uğradığı ve bu ülkelere kereste ithal eden; dehşet verici kalesi olan bir şehirdir. Alanya ilk defa meşhur denizci Piri Reis’in Akdeniz Atlasında gösterilmiştir. Piri Reis tersane ve limanı methetmekle birlikte güney rüzgârları esmeye başladığı zaman buranın tehlikeli olduğuna da dikkat çekmiştir.  19. yüzyılda Alaiye’ye Tuğamiral Francis Beaufort gelmiştir. Beaufort Alaiye ile ilgili önemli gözlemler sunar; “ Bir paşalığın başşehri olmasına rağmen sokak ve evleri bakımsızdır; bir iki cami vardır, onlarda alelade şeylerdir, ticari faaliyet emaresine rastlanmamıştır” der. Fakat kaptan Beaufort Alaiye’nin geçmişteki stratejik durumu üzerinde de açıklamalar yapmıştır. Ona göre şüphesiz “Sahilde, bu hakim ve hemen hemen tecrit edilmiş durumda olan kaya gibi, bir fatihin yürüyüşünü durduracak veya bir donanmaya karşı koyacak mükemmeliyette bir başka yer yoktur” diyerek Alaiye’nin stratejik önemini vurgulamıştır.

Keykubatlı, Sercan, Alanya Kalesi Duvar Resimleri, Akdeniz Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü, Lisans Bitirme Tezi, Antalya 2019.

Llyod,Seton ve RICE Storm, Alanya (Ala’ıyya), Çev: Nermin Sinemoğlu, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1989.

Alanya Tersanesi

Üst
(Sena KILIÇKAYA)

Alanya Yarımadası’nda Selçuklular devrinden kalma en kıymetli eserlerden biri de tersanedir. Kızılkule, tersane ve onun biraz güneyinde, hem tersaneyi hem de limanı korumak için kondurulmuş bulunan iki tane burç vardır. Bu burçlar kesme taştan yapılmıştır. Kuzey- batı yönündeki eski limandan girilen tersane yapısının yuvarlak kemerli gayet dar giriş kapısının 4 m üzerindeki 5 satırlık kabartmalı kitabe göze çarpmaktadır. Giriş kapısının üzerinde bulunan kabarık, taş bir silme içinde kısmen çerçevelenmiş, beş satırdan ibaret kitâbede, tersanenin 1227 tarihinde Sultanü’l-berve’l-Bahreyn ebû’l-feth Keykubad bin Keyhüsrev tarafından yaptırıldığı yazılıdır I. Aladdin’i karanın ve iki denizin sultanı olarak övülen kitabenin ilk satırında iki rozetanın ortasında bulunan sultanın arması görülebilir. Giriş kapısının sağ tarafında bulunan çıkıntılı mekân mescit, sol tarafındaki 5 pencereli mekân ise tersane memurları tarafından yazıhane olarak kullanılmıştır. Mescit mekânında Denizcilik ve Gemi Müzesi projesi kapsamında yapılan konservasyon- onarım çalışması sırasında iki duvarında karşılıklı Zülfikar freskleri ortaya çıkarılmıştır.

Alanya’da gemi yapımı Selçuklular zamanında başlamış değildi. Burada gemi yapımında en elverişli keresteleri elde etmek ve bunlarla gemiler yapmak mümkündü. Alanya’nın M. Antonius tarafından Kleopatra’ya hediye ettiği bilinen gemi olayı tarihsel bir vakadır. Ayrıca Korakesion’un deniz mağralarında korsanlığa başlayıp sonra kayaların üstüne kurduğu şatoda M.Ö. 137 senelerinde oranın hükümdarlığını yapan kıvrak gemileri, usta dökümcüleri ile Akdeniz’i kasıp kavuran Diodotos Tryfon da Akdeniz’i haraca kesen VII. Antiochus da gemileri hep Alanya’da yapmışlardır. Selçukluların gerek Sinop’ta gerek Antalya’da güzel ve ünlü gemiler yapan tersaneleri vardı. Aladdin Keykubat’ın Alanya’da yaptırdığı, gözgöz, zamanının en büyük vasıtalarını içinde toplayan, üstü kapalı, etrafı muhafazalı, içinde imalathaneleri, kışlası, mescidi, pınarı ve yatakhaneleri olan böyle bir tersane o zamanlarda dünyanın hiçbir yerinde yapılmış değildi. Bu yüzden Alanya, Selçuklu Devletin’in kışlası olduğu kadar, çok kuvvetli bir deniz üssü de olmuştur. Bundan dolayı Aladdin Keykubat’a ‘Sultanülberrulbahreyn’ unvanı verilmiştir. Tersane gerek planı, gerek inşasında kullanılan mimari malzemesi bakımından son derece sağlam yapılmıştır. Tersane 57 m uzunluğunda ve 40 m derinliğinde, tonoz başlangıç seviyesine kadar olan bölümleri iri taşlarla, örtü sistemini oluşturan tonozlar ise tuğla ve kireç harcı ile inşa edilmiştir. Selçuklu döneminde yelkenli küçük gemilerin yapıldığı ve onarıldığı bir deniz üssü konumundadır. Beş ayrı bölümden oluşmakla birlikte bu bölümler arasında geçişi sağlayan sivri kemerli açıklıklar vardır. Tonozlar belirli aralıklarla sivri kemerlerle desteklidir. Tonazlar üzerinde aydınlatmayı sağlayan menfezler vardır. Kuzey batı yönünde giriş kapısının üstünde silmeli bir çerçeve içerisinde beş satırlık kitabe yer alır. Giriş kapısının her iki yanında birisinin mescit birisinin ise görevlilerin kullandığı oda olduğu düşünülen iki tonoz örtülü oda bulunmaktadır.  Alanya tersanesi; sadece gemi yapım ya da gemilerin kışlık konaklama yeri değil, aynı zamanda tamiratın, yelken ve gemi donanımlarının da yapılabildiği demir işlikleri, idari ve depo alanlarına sahip olan bir yapı olup kalıcı bir tersanedir. Kalıcı tersaneler iki amaca hizmet etmektedir. Birincisi kış döneminde büyük teknelerin yapımına olanak sağlaması, ikincisi ise kullanılmayan teknelerin barındırmasıdır. Kış döneminde gemilerin açıkta bırakılması ömürlerini azalttığı için tüm Akdeniz ülkeleri tarafından kadırgalar için gemi barınakları sağlanıyordu. Ancak Alanya tersanesi daha fazlasını sunuyordu. Akdeniz kıyıları daima tehlike altındaydı.

Düşman donanmaları ya da korsanlar; büyük ticari yararlar sağlayacak stratejik yerler arıyordu. Alanya da böyle bir konuma sahipti ve surların içinde iki kuleli bir kompleksin parçası olarak tersane düşman saldırılarından korunmak için uygun bir ortam sağlıyordu. Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye’sinde (16.yy başı) kent, tersane kompleksi ve liman hakkında bilgiler verilmektedir. Tersane’nin bir Emir-üs Sevahil/Deniz Kuvvetleri Komutanı’nın daimi nezaretinde bulunduğu; Selçuklulardan sonra Alaiye’ye hâkim olan Karamanoğulları ve Alaiye Beyleri döneminde de tersane faaliyetinin devam ettiği; Osmanlı Döneminde de burada gemilerin yapıldığı anlatılmaktadır. Ayrıca Osmanlılar devrinde tersanenin üstüne yerleştirilen topları gizlemek amacıyla doğu köşesine, tuğladan bir kısım eklenmiştir 1960’lı yıllara kadar içinde tekne yapımının ve onarımının devam ettiği tersane, bugün denizcilik ve gemi konusunun işlendiği bir müze olarak hizmet vermektedir. Girişten itibaren ahşap bir yürüyüş yolu üzerinde yürürken 1.gözde 1 adet antik dönem vinci, 2.gözde Osmanlı donanmasında her dönemde lojistik ve ikmal için kullanılan hızlı yol alabilen bir yelkenli olan 1 adet kaplaması yapılmamış çekevele teknesi, 1 adet mizena (teknenin kıç bölümünde yer alan direk) ve 1adet seren(direk üzerinde yelken açmak için yatay olarak konulan parça), 3.gözde 1 adet ana direk(teknenin en uzun direği), gemi yapımında kullanılan aletler ve tatlı su kuyusu, 4. gözde antik çağ çapaları, 5. gözde gemilerde yön belirlemede kullanılan aletleri görebilirsiniz. Tersane de 1945-1950 yılları arasında ve 2002 yılında onarım yapılmıştır.

Onat, Burhanettin, Bir Zamanlar Antalya, Mepaş Yayınevi, İstanbul, 2000.

Onat, Burhanettin, Turistik Antalya, Basın-Yayın ve Turizm Genel Müdürlülüğü Neşriyatı, Ankara, 1952.

Fotoğraflar

Üst

Bu Yazı Yardımcı Oldu mu?
Beğenme 0
Görüntülenme: 175
TOP