TOPÇUNUN DÖNÜŞÜMÜ

Türk askeri düşünce geleneğinin kadim ve değişmez kavramı olan Mesafeli Muharebe konseptinin bir gereği olarak okun dönüşümü olarak görülen ateşli silahlar Osmanlı askeri elitleri arasında hemen kabul görmüş ve revaç bulmuştur. Osmanlı ordusunu ve devletini rakiplerinden ayrıştıran ve başat hale getiren husus ateşli silahlara olan bu ilgiden ziyade içselleştirme yetenekleri olmuştur. Öyle ki batının yükselişinin en önemli dayanağı olarak gösterilen askeri devrim keşif ve uygulamalarının en erken ve ilk örneklerine Osmanlı ordusu tarihinde rastlanmıştır. Ateşli silahların gelişiminin teknolojik doygunluğa ulaştığı 17 ve 18 yy. boyunca savaşların belirleyici hususunu sair sebepler oluşturmuştur. Sanayi devrimi ile yeniden ivmelenen teknolojik gelişmeler ile ateşli silahların muharebelerin sonucuna doğrusal etkileri özellikle 19 yy ikinci yarısından sonra belirleyici olmuştur.

Genelde ateşli silahlar özelde ise topların daha hızlı ve kolay taşınması, doldurulması ve ateş edilmesini sağlayan gelişmelerle birlikte topçunun sahra, kale ve kuşatma topçusu olarak üçe ayrılmıştır. Sahra topçusunun süvari ve piyade eşit hareket kabiliyeti kazanmasıyla birlikte ortaya çıkan sunufı selase tefekküratı, tüm dünyada 20 yy ilk çeyreğine, Türkiye’de ise 60’lara kadar hüküm sürmüştür. Bu konsepte göre muharebeyi süvari-piyade-topçu sınıfları yapar. Bu üç sınıfın birlikte ve/veya bağımsız harekâtının koordinasyonu ile muharebeler ve savaş kazanılır. Kulağa çok kolay ve tabii gelen bu konseptin gerçekleştirilebilmesi için 150 yıl uğraşılmış ve fakat sonuç hiç beklenmedik bir şekilde tezahür etmiştir!

Ateşli silahların kuyruktan doldurma teknolojisi ile artan menzil ve etkinliği karşısında zayiatları azaltmak için başlayan arayışlar toprak tahkimatın yaygınlaşmasıyla karşılık bulmuştur; en erken örneklerinden biri olarak Plevne Müdafaası gösterilebilir.  Özellikle şarapnel mermisinin icadı ve topçunun standart mermisi haline gelmesi daha sonra makinalı tüfeğin ortaya çıkışı birliklerin açık arazide hareket etmesini neredeyse imkânsız hale getirmiştir. Bu radikal gelişme Boer harbi ile başlayan bir sıra muharebe ile birçok kereler test edilmiş ve en son I. Dünya savaşının ilk safhasında yapılan başarısız derin manevra denemeleri ile geriye döndürülemez olduğunu kabul ettirmiştir. Tabyaların etrafından dolaşma denemelerine karşı uzatılan kanatlarla tüm cepheyi kapsayan siper hatları oluşmuş ve bu esnada her iki taraf da çok büyük sayı ve oranlarda zayiata uğramıştır. Siperlere mevzilenmiş birlikler karşı tarafın topçusunun ateşinden korunmak için karşılıklı olarak siperleri birbirlerine yaklaştırmışlardır ki en yakın örnekleri Çanakkale’de görülmüştür. Yeniden ortaya çıkan ince hat düzeni nedeniyle cephe çeperine yayılan birlikler sıklet merkezi tesisini engellerken esnekliği ortadan kaldırmış hem savaşın uzamasına hem de daha çok asker, teçhizat ve mühimmat iştahına sebep olarak savaşın sürdürülemezliğini taraflara zorla ihsas etmiştir. Bunun üzerine başlayan harekâtı dinamikleştirme arayışları Bruckmüller yarma manevrasının keşfi ile umut ışığı yakmış ise de mevzileri çepeçevre saran dikenli tel engellerine takılmıştır. Bu sırada el yordamı ile keşfedilen obüs tahrip mermilerinin tel engelleri parçalama etkisi topçuya yeni bir fonksiyon kazandırmıştır; o güne kadar askerlere ve toplara karşı ve bu yüzden de görerek veya görmeyerek ama yatık mermi yolu ile şarapnel atışı yapardı topçu. Gerçi topların da tahrip mermisi vardı – şarapnel mermilerinin %10 kadar fakat yatık mermi yollu olmaları nedeniyle aynı etkiyi sağlayamıyordu. Obüslerin kolordu seviyesinde düşman topçusu ile muharebe görevinden taarruzu destek görevine yoğunlaşmaları ile taktik komutanların keşfettikleri görmeyerek atış, daha sıhhatli ve sürekli atış, kolaylaşan koordinasyon, haberleşme, vb topçunun obüsleşmesini artırmış ve topçuyu muharip unsurdan destek gücüne dönüştürmüştür. Elbette bu dönüşüme 2. Dünya savaşında hücum toplarının icadı ve kullanımı ile direnilmişse de geriye döndürülememiştir.

 

Yazan : (E) Tank Alb. Dr. Cevat ŞAYİN